Bazı yerlere yalnızca görmek için gidilmez.
Bazı coğrafyalar insanda açıklaması zor bir şey uyandırır. Oradayken yalnızca çevrene değil, kendine de daha dikkatli bakmaya başlarsın. Sanki mekân, sen farkında olmadan içinde uzun zamandır bekleyen bazı soruları yüzeye çıkarır.
Mısır da böyle yerlerden biri.
Binlerce yıl önce yaşamış insanların geride bıraktıkları yalnızca yapılar, mezarlar ya da semboller değildir. Bugün hâlâ bizi etkileyen güçlü bir düşünce dünyası da vardır. Özellikle yaşam, ölüm ve devamlılık üzerine kurdukları anlam sistemi, modern insanın alıştığı “başlangıç ve bitiş” fikrinden oldukça farklıdır.
Eski Mısır’da ölüm, yaşamın mutlak karşıtı olmaktan çok bir geçiş olarak ele alınır. Bu yüzden mezarlar, mumyalar ve ölüm sonrası yaşama ilişkin semboller Mısır kültüründe böylesine büyük bir yer kaplar. Ölümün hemen yanında hep başka bir varoluş ihtimali vardır.
Mısır'ın hâlâ bu kadar güçlü bir merak uyandırmasının nedenlerinden biri budur.
İnsan neden bitişlerden korkar?
Hayatımız boyunca defalarca bir şeylerin sonuna geliriz.
Bir ilişki biter. Bir işten ayrılırız. Bir şehirden taşınırız. Bir arkadaşlık eskisi gibi olmaz. Bir hayalimizin artık gerçekleşmeyeceğini fark ederiz. Bazen de yıllarca kendimiz hakkında inandığımız bir şey bir anda anlamını kaybeder.
Fakat çoğu zaman sona eren şeyin kendisinden çok, onun ardından yaşayacağımız belirsizlik bizi korkutur.
Çünkü bildiğimiz hayat sona ermiştir ama yenisi henüz şekillenmemiştir.
İşte insanın en çok zorlandığı alan tam olarak burasıdır: iki hayatın arasındaki boşluk.
Eski artık yoktur.
Yeni ise henüz görünür değildir.
Bu yüzden “ölüm” fikri yalnızca fiziksel yaşamın sona ermesiyle ilgili değildir. Sembolik olarak baktığımızda hayat boyunca defalarca ölür ve yeniden doğarız. Eski fikirlerimiz, kimliklerimiz, alışkanlıklarımız ve dünyayı algılama biçimlerimiz sona erer; onların yerine yenileri oluşur.
Tarot eğitimlerinde “Ölüm” kartına da tam olarak bu açıdan bakıyoruz. Bazılarına ürkütücü görünen bu kart, fiziksel bir ölümü değil; sınırlara, eski bakış açılarına ve artık tamamlanmış bir benliğe ölmeyi anlatır.
"Ölüm" artık daha farklı hissettirmeye başladı mı?
Dönüşüm, yeni bir şey eklemekten ibaret değildir
Kendimizi değiştirmek istediğimizde genellikle hayatımıza yeni şeyler eklemeye çalışırız. Yeni hedefler, alışkanlıklar, kararlar belirleriz.
Oysa gerçek dönüşümün başka bir tarafı daha vardır: bırakmak.
Çünkü bazen yeni bir yaşam kuramıyor olmamızın nedeni ne istediğimizi bilmememiz değildir. Eski olanı hâlâ taşıyor olmamızdır.
Yıllar önce yaşadığın bir hayal kırıklığının bugünkü kararlarını belirlemesine izin veriyorsan, geçmiş hâlâ seninle birlikte hareket ediyor demektir.
Bir ilişkide incindiğin için artık kimseye yaklaşamıyorsan, o ilişki bitmiş olsa bile etkisi devam ediyordur.
Kendini yıllardır aynı kimlikle tanımlıyorsan; güçlü olan, fedakâr olan, herkesi idare eden, hata yapmaması gereken, sürekli başarılı olmak zorunda olan kişi, belki de değişmek için önce bu tanımın sana hâlâ ait olup olmadığını sorgulaman gerekir.
Yas yalnızca insan kaybettiğimizde yaşanmaz
Hayatta bıraktığımız her şeyin küçük ya da büyük bir yası olabilir.
Olmasını istediğimiz ama olmayan bir hayatın…
Bitmiş bir ilişkinin…
Eski evimizin…
Çocukluğumuzun…
Bir zamanlar olduğumuz kişinin…
Hatta hiç gerçekleşmeyecek bir ihtimalin bile yasını tutabiliriz.
Fakat yasın amacı geçmişi sonsuza kadar yanında taşımak değildir. Onu hayat hikâyenin içine yerleştirip yürümeye devam edebilmektir.
Kimliğin de değişebilir
Bazen insanın hayatındaki en büyük dönüşüm dışarıda değil, kendisini tanımlama biçiminde gerçekleşir.
“Ben böyle biriyim.”
“Ben ilişkilerde hep böyle olurum.”
“Benim hayatım zaten böyle.”
Bu cümleleri uzun süre tekrar ettiğimizde onları gerçekliğin kendisi sanmaya başlarız.
Oysa kimlik sandığımızdan daha hareketlidir.
Geçmişte verdiğin kararlar bugünkü seni oluşturmuş olabilir ama gelecekte kim olacağını belirlemek zorunda değildir.
Ursula K. Le Guin, bahsettiğimiz sembolik doğum ve ölüm temalarıyla ilgili ne güzel yazmış:
"En azından bir kez başka birini ya da kendinizi doğurmuşsanız, ölmek daha kolaydır."
"Bu değişimi yaşamaya hevesli olan kadının, en sonunda, kendisine gebe kalması gerekir. Kendini, kendi üçüncü benliğini, yaşlılığını karnında taşımalıdır."
— Kadınlar Rüyalar Ejderhalar
Eşikler küçük gözükebilir
Bir sabah verilen küçük bir karar, artık birine açıklama yapmamak, yıllardır ertelediğin bir şeyi başlatmak, “bunu artık taşımak istemiyorum” diyebilmek de birer eşiktir.
Dışarıdan hiçbir şey değişmemiş gibi görünebilir ama insan içeride bir sınırı geçtiğinde, eski hayatına aynı şekilde dönemez.
Ölüm ve yeniden doğuş arasındaki ilişki de tam burada anlam kazanır.
Önce içeride bir şey sona erer.
Sonra yavaş yavaş başka bir şeyin yeri açılır.
Bu yüzden bazı yolculuklar yalnızca başka bir ülkeye gitmek değildir.
İnsan binlerce yıllık bir medeniyete bakarken kendi hayatındaki geçişleri görmeye başlar. Ölümün yalnızca bir son değil, aynı zamanda dönüşümün sembolü olabileceğini hatırlar.
Ve kendine iki soru sorar:
Hayatımın bir sonraki dönemine geçebilmek için artık hangi halimi yanımda taşımam gerekmiyor?
Ve onun yerine hangi halime yeniden doğmak istiyorum?
Metamorfoz'dan geçmiş olup bu soruların izini Mısır’ın kadim topraklarında birlikte sürmek isteyenlerle, Şubat 2027’de The Course in Egypt – Mısır’da Kurs için yola çıkıyoruz. Piramitlerden Nil’e, Luxor’dan Aswan’a uzanan bu yolculukta Mısır’ı yalnızca görmek değil; sembollerinin ve öğretilerinin kendi hayatımızdaki izdüşümlerini birlikte anlamlandırmak için buluşacağız.
Yazar hakkında
DEMET DERNEK
METAFİZİK EĞİTMENİ I MENTÖR
Eğitmen, yazar, girişimci ve bireysel dönüşüm rehberidir. Küçük yaşlardan itibaren ezoterizm ve spiritüel alanda kendini geliştirdi. Dokuz Eylül Üniversitesi İşletme Bölümünden mezun olduktan sonra, bankacılık ve kuru...
Eğitmen sayfasına git