Annemiz bize hayat vererek bizi yaşama emanet eder. Onun kollarında yaşama tutunmayı öğreniriz. Bize yuva olan anne evinden yavaş yavaş yaşamın evine doğru adım atmayı öğreniriz. Bazen annenin bizi kollarında tutacak yeterli gücü yoktur, takati kalmamıştır, ağır yükler taşımaktan yorgundur. O zaman o kollardan çıkıp adım atmayı, hayatı tanımayı ve büyümeyi kendi gücümüzle yapmak zorunda kalırız.
İçimizde hayal kırıklığı, yalnızlık, çaresizlik ve öfke birikir. Bu duyguları hissetmenin bizi güçsüz bırakacağına inanır içimizde bir yer ve onları bastırır, derinlere iteriz. Annemize öfkeli olmanın suçluluğuna dayanamayıp öfkeyi de içimize hapsederiz. Tüm bu duygular işlenmek üzere bedenimizde kayıtlı kalır ta ki günün birinde onları görmemiz için bizi harekete geçirene kadar...
Annenin kollarından erginlenip kendi hikayemizde ilerlerken anneyle kesintiye uğrayan sevgi akışımız peşimizi bırakmaz. Romantik ilişkilerimizde, dostluklarımızda, çocuğumuzla ilişkimizde sevgi akışında zorlanabiliriz. Savunma mekanizması olarak duygularımızı bastırmayı öğrendiysek kalbimiz giderek kapanır.
Kalbimizi sevgiye açabilmek, hissedebilmek için geçtiğimiz öncelikli yollardan biri anneyi kalbimize alabilmektir. Onun hikayesine derin bir anlayışla bakabilmek kalbimizi yumuşatır. Ona dair yargılarımız, suçlamalarımız ve öfkemizden özgürleşerek aramızdaki derin sevginin görünür olmasına izin verebiliriz.
AİLE DİZİMİ çalışmalarında buna alan açıyoruz. Tüm yargıların ötesinde, annemizin hakikatine ve kendi hakikatimize bakabildiğimiz sezgisel bir alan...
Anneden alamadıklarımızı hayattan almayı bekleyerek, kendimizi acıda ve mağdur kimliğinde tutmak yerine kendimize annelik yapabilir miyiz? AİLE DİZİMİ alanında görünür olan derin anlayış ve sevgiyi içimize alabildiğimizde ve bakış açımızı bilinçli şekilde değiştirebildiğimizde bu mümkün.
Bize verilen bu yaşamı sevgiyle taşımanın sorumluluğunu hatırlayarak...
tune in academy- HÜMYERA ASLIM BİLGE