Modern dünyada yoga hâlâ birçok kişi tarafından yalnızca esneme hareketlerinden oluşan fiziksel bir egzersiz olarak görülüyor. Oysa son yirmi yılda yayımlanan yüzlerce bilimsel çalışma, yoganın yalnızca kasları değil; sinir sistemini, hormonları, bağışıklık sistemini ve hatta beynin yapısını etkileyebildiğini gösteriyor.
Peki bunu nasıl yapıyor?
Yoga sadece kasları değil, sinir sistemini çalıştırır İnsan bedeni iki temel sinir sistemi arasında sürekli denge kurmaya çalışır: İlki sempatik sinir sistemidir. Tehlike algıladığında aktifleşir; kalp hızını artırır, kasları gerer ve kortizol salgısını yükseltir. Kısacası bizi “savaş ya da kaç” moduna geçirir.
Diğeri ise parasempatik sinir sistemidir. Dinlenme, sindirim, onarım ve iyileşme süreçlerinden sorumludur.
Yavaş ve bilinçli nefeslerle yapılan yoga uygulamaları özellikle vagus siniri üzerinden parasempatik sistemi aktive eder. Bunun sonucunda;
* kalp ritmi dengelenir,
* tansiyon düşebilir,
* kas gerginliği azalır,
* zihinsel sakinlik artar.
Bu nedenle birçok kişi yoga dersinden sonra “daha hafif” veya “daha dingin” hissettiğini söyler. Bu yalnızca psikolojik bir his değil; sinir sisteminde ölçülebilen fizyolojik bir değişimdir.
Kortizol neden önemlidir?
Stres hormonu olarak bilinen kortizol kısa süreli yükseldiğinde hayatta kalmamız için gereklidir.
Ancak kronik olarak yüksek seyretmesi;
* uyku problemlerine,
* karın çevresi yağlanmasına,
* bağışıklığın zayıflamasına,
* dikkat dağınıklığına,
* kaygıya
zemin hazırlayabilir.
Düzenli yoga yapan bireylerde birçok çalışmada kortizol seviyelerinde azalma gözlenmiştir. Bu da kişinin stresli olayları tamamen ortadan kaldırmasa bile onlara verdiği biyolojik tepkinin değişebileceğini düşündürmektedir.
Beyin gerçekten değişiyor mu?
Nörogörüntüleme teknolojileri sayesinde bugün bunun cevabını kısmen verebiliyoruz.
Uzun yıllardır düzenli yoga ve meditasyon yapan bireylerde;
* dikkat,
* karar verme,
* duygu düzenleme,
* öz farkındalık
ile ilişkili bazı beyin bölgelerinde yapısal farklılıklar gözlenmiştir.
Ayrıca korku ve tehdit algısıyla ilişkili olan amigdalanın aşırı aktivitesinde azalma görülebileceğine dair bulgular da bulunmaktadır.
Beyin, yaşam boyunca değişebilme kapasitesine sahiptir. Bu özelliğe nöroplastisite adı verilir.
Yoga da bu değişimi destekleyen yaşam alışkanlıklarından biri olarak değerlendirilmektedir.
Esneklik aslında zihinde de başlar İnsan yalnızca kaslarını değil, düşünce kalıplarını da tekrar eder. Aynı stres tepkileri, aynı nefes alışkanlıkları ve aynı bedensel duruş zamanla otomatikleşir. Yoga pratiğinde bedenle çalışırken aslında sinir sistemine yeni bir deneyim sunulur.
“Güvendeyim.”
“Acele etmek zorunda değilim.”
“Nefes alabilirim.”
Bu mesajlar yalnızca zihinsel telkin değildir; beden aracılığıyla sinir sistemine yeniden öğretilen deneyimlerdir.
Bilim ile kadim bilgelik aynı noktada buluşuyor olabilir Binlerce yıl önce ortaya çıkan yoga öğretisi, nefesin, dikkatin ve beden farkındalığnın insan yaşamını dönüştürebileceğini söylüyordu. Bugün modern nörobilim de benzer soruların peşinde. Henüz cevaplanmamış çok şey olsa da görünen o ki; bilinçli hareket, düzenli nefes ve farkındalık pratiği yalnızca ruh hâlimizi değil, biyolojimizi de etkileyebiliyor.
Yoga, düşündüğümüzden çok daha fazlasıdır. Kasları güçlendiren bir egzersiz değil; beden ile zihin arasındaki iletişimi yeniden kuran 5.000 Yılık bir kadim gelenek ve bir öğrenme biçiminden bahsediyoruz.
FİLİZ Üyeliği kapsamındaki CANLI DERS müfredatlarından birinde yogaya yer vermemek imkansız olurdu. Pazaretsi günleri Gözde Hoca ile, perşembe günleri de uzun zaman sonra benimle matlarda buluşabilirsiniz.
NAMASTE
Her Daim Sevgimle,
DEMET DERNEK.
Yazar hakkında
DEMET DERNEK
METAFİZİK EĞİTMENİ I MENTÖR
Eğitmen, yazar, girişimci ve bireysel dönüşüm rehberidir. Küçük yaşlardan itibaren ezoterizm ve spiritüel alanda kendini geliştirdi. Dokuz Eylül Üniversitesi İşletme Bölümünden mezun olduktan sonra, bankacılık ve kuru...
Eğitmen sayfasına git